Biyopsi

357

BİYOPSİ NEDİR? 

biyopsiEvreleme yapılırken fizik muayene bulguları, laboratuar testleri ve radyolojik tanı yöntemleri kullanılır. Ayrıca dokudan bir parça alınarak mikroskop altında incelenir. Buna BİYOPSİ adı verilir. Yapılan çalışmalar KAS İSKELET SİSTEMİ TÜMÖRLERİNDE PROGNOZU (SAĞKALIM) BELİRLEYEN EN ÖNEMLİ KONTROL EDİLEBİLİR FAKTÖRÜN, USULÜNE UYGUN OLARAK YAPILMIŞ BİYOPSİ OLDUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR.

Usulüne uygun yapılmamış biyopsi, gereksiz bulaşma (kontaminasyon) sonrası uzvun kaybına (kesilmesine) daha da önemlisi hastanın sağ kalım olasılığının azalmasına neden olabilir. Bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta biyopsi sonrası evreleme yapıldıktan sonra tedavinin kim tarafından ve nerede yapılacağıdır.

Kas iskelet sisteminin kötü huylu tümörlerinde (sarkom) genel kural, cerrahi tedaviyi uygun şekilde yapabilecek kişinin biyopsiyi yapmasıdır. Biyopsi yapıldıktan sonra çıkan sonuca göre hastayı başka bir kurum veya cerraha sevk etmek uygun bir yaklaşım değildir. Tercihen ameliyatı yapan doktorun, eğer gereksinim duyulursa kemoterapi ve radyoterapi gibi ek tedavi yöntemlerini organize edebilecek kaynaklarının olması da önem taşır.

Biyopsi iğne (enjektör) ve benzeri aletler ile cildi kesmeden (kapalı) veya cildi keserek ve kitlenin bir parçası alınarak (açık) yapılabilir. Bu karar doktorunuza ait olsa da verdiği kararın gerekçelerini size açıklayacak ve onayınızı alacaktır.

Kapalı biyopsi enjektör veya benzeri özel cihazlar ile cerrahınız veya konu üzerinde deneyimli radyoloji uzmanı tarafından yapılabilir. Ameliyathane prosedürlerinin atlanması, daha az ağrılı olması, lokal anestezi ile yapılabilmesi ve tümör dokusunun çevre dokulara bulaşma (kontaminasyon) olasılığının daha düşük olması gibi avantajları mevcuttur. Kapalı biyopsinin apse, hematom (dokuda kan birikmesi), kist gibi patolojilerin tespitinde, metastaz (başka bir bölgenin kanserinin kemik veya yumuşak dokuya sıçraması) veya daha önce bölgede mevcut olan ve cerrahi olarak alınmış tümörün tekrarlaması (rekürrens) gibi koşullarda güvenilir olduğu düşünülmektedir.

Kapalı biyopsinin en önemli dezavantajı yeterli doku elde edilememesi nedeni ile tanı konamaması veya yanlış tanı konması olasılığıdır. Özellikle kıkırdak doku kökenli tümörlerde kapalı biyopsi ile kesin tanı konması zor olabilir. El tümörlerinin kapalı biyopsisi ile ilgili az sayıda çalışma mevcuttur. Yumuşak doku tümörlerinin kapalı biyopsisi sonrası sonucun doğruluk oranı %90-96 arası değişmektedir. Kemik tümörlerinde ise bu oran düşüktür. Yaklaşık hastaların %30’unda alınan dokunun tanı için yeterli olmadığı gözlenmiştir. Osteosarkom ile ilgili yapılan bir çalışmada ise kapalı biyopsi ile tanının doğrulanması hastaların ancak %80’inde başarılabilmiştir.

Genel bilgi olarak el, el bileği ve kolda gözlenen kemik ve yumuşak doku tümörlerinde standart yaklaşım açık biyopsi uygulamasıdır (resim 4).

biyopsi

Hastaların %96’sında doğru tanı konması olasılığı mevcuttur. Ayrıca histopatolojik, immünkimyasal ve sitolojik incelemeler yapılabilmesine olanak verecek ölçüde doku parçası alınabilmektedir. Tümör dokusuna ait bu ek bilgiler tedavi sırasında büyük değer taşır.  Anestezi uygulanması olasılığı, ameliyathane koşullarında uygulanan cerrahi bir girişim olması ve tümör dokusunun çevre dokulara bulaşma (kontaminasyon) olasılığının biraz daha yüksek olması ise bilinen dezavantajlarını oluşturur.